Öz Eleştirinin Önemi
Ebru Ayden

Öz Eleştirinin Önemi

   Son dönemlerde her konu hakkında bilgisi varmış gibi görünen ama her konuda cahil kalmış insanlarımız bulunmaktadır. Ne yazık ki anlamadıkları ise şu; “ İnsanın her şeyi bilmemesi gayet doğaldır.” Bunu hazmedemediklerinden dolayı sürekli olarak toplumla savaş içindeler. Her konuda kedileri haklı sürekli bilmeseler bile ila ki o konu hakkında konuşacaklar. Çünkü bir nevi artık alışkanlık olmuş ve eleştirmeden, saygı duymadan, sorgulamadan ve en önemlisi ise duygudaşlık kurmadan bu savaşa durmaksızın devam ediyorlar. Fark edemedikleri ise bu savaştan en çok kendilerinin zarar gördüğüdür. Çünkü o duymadıkları saygı ve sevgi kendilerine aynı şekilde toplum tarafından geri döner. Tam tersi tarzda insanlar da büyük çoğunlukta bulunuyor. Mesela; öyle bir durum sergiliyorlar ki sanki bilgileri paylaştıkça azalıyor. Oysa paylaştıkça azalmayan tek şey bilgidir. Bu insanlarda, kendi kibirleri ile boğuluyorlar. Çünkü bilgilerini paylaşmıyorlar ve çevrelerini küçümsüyorlar. Bu bencillik ne kadar doğru sizce? Biraz araştırma yaparak konunun detayına akarsak eğer,  eminim ki sayısız yanlışlar bulacağız. Bu yanlışları düzeltmenin birçok yolu vardır.  Bu tarz insanların, bu yolları denemeleri ve kendi doğru yanlışlarını tartmaları gerekmektedir. Bunun farkına varıp, kendi doğru ve yanlışlarını tartmaları için ise kendilerini eleştirmelilerdir. Hatta öyle içtenlikle eleştirmelilerdir ki başkalarını eleştirmelerini bile ağır basmalıdır. Her iki düşüncede olan bireylerin, kendi doğrularını bulmaları gerekiyor. Bu doğrularla kendilerine özgün bir yol çizmelilerdir. Çünkü iki şekilde de olan bireylerimiz tamamıyla aşırıya kaçıyorlar ve bunun olumsuz sonuçlarını hiç hesaba katmıyorlar. Peki, bu olumsuz sonuçları doğuran etken nedir? Diye soracaksanız eğer,  size verebileceğim cevap nettir. Bu etkenlere sebep olan tek unsur “ öz eleştiri “ yapmamaktır. Kendi benliğimizi sorgulamayı başara bilseydik eğer, beklide şuan yaşanan birçok problemin uzağında kalacaktık, sizce de öyle değil mi? Peki “öz eleştiri” yapmamamızdan kaynaklanan bu olumsuz etkenler nelerdir? Bu soruya cevap vere bilmek için ilk önce bu soruyu ikiye ayırmamız gerekiyor. İkiye ayırdığım o sorular ise şunlardır; 

  • Her şeyi biliyormuş gibi hissedip, çevresine söz hakkı tanımayan bireylerin, davranışları sonucunda ortaya çıkan olumsuz etkenler nelerdir?
  • Bildiklerini paylaşırsa azalma korkusu yaşayan bireylerin, bu davranışları sonucunda ortaya çıkan olumsuz etkenler nelerdir? 

    Her şeyi biliyormuş gibi çevresine söz hakkı tanımayan bireylerimizin, farkında olmadan ortaya çıkardıkları olumsuz etkenlerden bazıları ise şunlardır;

1’inci etken: Cahil kalmaktır. ( düşünsenize her şeyi bildiğinizi zannediyorsunuz ama hiçbir şey bilmiyorsunuz, bu ne kadar acı olurdu. Çünkü öğrenime kapalı olurduk ve kapsamlı düşünme yeteneğimizi kaybederdik, işte bu yüzden de cahil olmaya mahkûm yaşamak zorunda kalırdık değil mi? Şimdi soruyorum bu tarz düşünen bireylerimize, gerçekten bu şekilde yaşamak istemiydiniz? Bana sorarsanız eğer, tabı ki hayır! Kimsenin fikrini almadan başkalarının düşüncelerini öğrenmeden ve en önemlisi ise yeni sorular türetmeden yaşamak istemezdim. Çünkü yaşam bir maceradır. Ama bu yaşam tarzınıza bağlıdır. Unutmayın! “Akıllı insan kendi aklını kullanan insandır. Daha akıllı insan ise hem kendi aklını hem de başkasının aklını kullanan insandır.” )

2’nci etken: Bencilliktir. ( Her hususta kendilerini öne sürerler ve hep haklı olduklarını iddia ederler. Bu bencilliktir. Kendilerini sorgulamadan çevrelerine yanlış bilgiler sunarlar. En kötüsü ise bu olguların, yanlış olduğuna kendileri de inanmazlar. Oysa başlarken yanlış başladıklarını, en iyi kendileri bilirler. Kıssaca bir yerden sonsa bencilliklerinin doğurduğu, o yalana kendileri de inanırlar. Bu hususta ise en çok zararı kendilerini kandırarak, yine kendilerine verirler. )

3’üncü etken: Kendilerini kanıtlama isteğidir. ( Aslında bir ihtiyaçtır bu ama aşırısı her zamansı gibi olumsuz sonuçlara neden olur. Evet, her insan kendini kanıtlamak ister ve bunun için çaba gösterir. Ama burada önemli olan gerçek anlamda bilgi sahibi olmaktır. ” Kendinizin bile emin olmadan” o doğu zannettiğiniz bilgileri başkalarına sunarak değil, çünkü sırf siz kedinizi çevrenize kanıtlayacaksınız diye, o çevreyi, yanlışlarla beslemeye kimsenin hakkı yoktur. Ayrıca gerçek olmayan olguları kullanmak bir nevi sahtekârlıktır. Bu sahtekârlığın kurbanı da yine kendiniz olursunuz. Savunduğunuz o yanlış olgular yüzünden, kendi kendinizin “ bilgi katili olursunuz.” Sizce de bu ne kadar doğru? )

4’üncü etken: Kusursuz olma isteğidir. ( Kusursuz insan var mı? Elbette hayır! Ama bu kusurları en aza indirmek yine insan evladının elindedir. Bu davranışları sergilemek kusurları yok etmez. Tam tersi, kusurların artışına sebep olur. Oysa “kendisiyle barışık“ olan insan bu yollara başvurmaya gerek bile duymaz. )   

   Bildiklerini paylaşırsa azalma korkusu yaşayan bireylerin, davranışları sonucu ortaya çıkan bazı olumsuz etkenler şunlardır;

1’inci etken: Kibirdir. ( Akla alınmaz derecede bir kibre sahiptirler. Bildikleri ile çevrelerini küçük düşürme peşindedirler. Ama anlamadıkları ise şu “sadece o bildikleri ile sınırlı kalırlar.” Çünkü her bilgi yeni bir bilginin doğmasına sebep olan soruyu oluşturur. Bu tavırla o sorulardan mahrum kalırlar ve bildikleri ise sınırlı kalır. Bu tam bir facia olur değil mi? Örneğin; bir öğretmenin, öğrencisine ders anlatırken, seçerek anlatmasını düşünün, ek bilgi vermeden ders anlatması ne kadar acıdır. Çünkü ”detaylı bilgidir, yeni kapıları açan.“ )

2’nci etken: Taze bilgiye sağır kalırlar. ( Zaman geçtikçe düşünce tarzı da değişir. İnsan sayısı kadar düşünce tarzı vardır ve bu düşünceler her ayrı kapıları aralar. Yeni bilgilere işarettir bu kapılar. Yalnız kendisi ile sınırlı olan insan o kapılardan mahrum yaşar. Oysa ömrümüz tüm kapıları açacak kadar uzun değildir. Bunun içindir ya, “ bilgide gurur aranmaz!“  arayanlar ise sınırları içinde yaşamak zorunda kalırlar. Bundan dolayı bu tavrı bir an önce bırakıp, gerçeğin peşine düşmelilerdir. Bu arayış yolculuğunda ise kibirli davranışları yanlarında taşımamalılardır. Çünkü gerçek bilgi için bu şarttır. Unutmayın! ”Öğrendiğiniz kadar görürsünüz.“  )

   Her iki yanlış düşüncenin de temelinde yatan “hep bencilliktir.” Çünkü bu düşünceleri savunan insanlar hep kendini daha öne taşıma düşüncesindedirler. Ne yazık ki bu düşüncelerin getirdiği heyecana kapılarak, iki yanlış yolun, esiri oluyorlar. Unutmayın! insanın,  “kendisini yargılaması, başkasını yargılamasından daha zordur.” Bunun için kendilerine savaş açıp, kendi benliklerini yargılamak yerine hep başkalarını yargılıyorlar. Bundan en çokta kendileri zarar görüyorlar ve kaybettiklerini göz ardı ediyorlar. İşte en kötüsü de budur ya, kayıpları umurlarında dahi olmuyor. Yanlış üstüne yanlışlarla besleniyorlar. Kayıp ettiklerinin değerini bilseler, hala bu tavırla, yaşamlarını devam ettirir miydiler? Kayıp ettiklerinden, bir kısmı şunlardır;

  • Toplumun saygısını ve sevgisini kaybederler.
  • Kendilerini değerli görerek, çevresinin değerini kaybederler.
  • Kibirlerini bastıran,  o en değerli unsurumuz olan vicdanlarını kaybederler.
  • Ne için mücadele verdiklerini unutarak, kendilerine verdikleri sözleri kaybederler.
  • Şeytanın süsleyerek cehennem sattığını unutarak, bir ispat uğruna, kendi özlerini kaybederler.
  • Güneş her gün yeniden doğar ve insan evladına bir şans verirken, onlar kendilerine verilen o şansı kaybederler.
  • Sultanların bile iki metre mezarda yattığını unutarak, her yanlışı doğru kabul ederek, gerçek doğruları kaybederler.

   Sizce de bu kayıplara değer mi? Yapılan bu hatalar. Hele birde hata olduğunu kabul bile etmeden durmaksızın devam etmeye gerçekten de değer mi?  İnsanların hatalarının farkına varabilmesi için yapması gereken bu kadar basitken ve kedisini eleştirmek varken değer mi?  Oysa korkulacak bir şey değildir “insanın kendisini eleştirmesi” tam tersi insanı insan yapan, kendisine karşı yalan söylemeyen dürüstçe bir davranıştır. Bunu aşabilmek ise ayı bir yetenektir. Kendisini eleştiren insan hayata dair her başarıyı elde edecek insandır. Çünkü hayatın ona sunduğu en zor sınavı başarıyla tamamlamıştır. Bundan sonraki sınavlar daha kolay bir aşamadır ve bu dürüst tavırla mutlaka başaracaktır.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
HSBC'den 120 Ay Vadeli Konut Kredisi
HSBC'den 120 Ay Vadeli Konut Kredisi
Halkbank Borç Transferi Dost İhtiyaç Kredisi
Halkbank Borç Transferi Dost İhtiyaç Kredisi