21. Yüzyılda Eğitim
Ebru Ayden

21. Yüzyılda Eğitim

Devlet ve milleti yasal kılan teorik yargılar globalleşmeyle birlikte sorgulanmaya başlanmıştır. Yirminci yüzyılda din, coğrafik farklılıklar, kişilerin milliyeti neredeyse bütün milletlerin eğitim sistemlerinde olumsuz durumlara davetiye çıkarmıştır. Ulusal birlik ve beraberlik diğer milletlerin düşmanlığı karşı zorunlu hale gelmiştir. Eğitim ve öğretim kurumları ulusal birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla din ayrımı yaparak farklı dinlerdeki insanları sevmeme, diğer milletteki insanlardan nefret etme gibi görevleri üstlenmişlerdir.

Ancak bütün insanlığa zarar veren farklı milletleri sevmeme, kendisinden olmayanı dışlama gibi yaklaşımlar o millete de yarar sağlamamıştır. Kişilere aşılanan nefret duygusu yine kendi milletine ziyan vermiş toplumun bozulmasına yol açmıştır. Nefreti meşru kılan bir eğitim şekli sonuçlarını da tahmin edebilmeliydi. Sonunda yapılan bu hatanın bizzat kendilerine zarar verdiğini anlayan milletler telafisi için farklılıkların derinlemesine olmadığını iddia etmişlerdir fakat bu yoruma kendileri de inanmamışlardır. Bu olayların sonucunda birbirine komşu olan insanlar düşman edilmiş, toplum içindeki hoşgörü kaybolmuştur.

Böylelikle insanüstü nitelikler yüklenen ulusal kahramanlar yaratılarak gelecek kuşaklar için çekilmesi zor bir yük bırakılmıştır. Tapıncak haline getirilen bayrak vatan gibi kavramlar insanların değerini düşürerek mutsuzluğa sürüklemiştir ve yapılabilecek en büyük kötülük de yapılmıştır. Amaç dünyadaki tüm insanların barış içinde yaşaması ise insan merkezli bir eğitim projesi bütün dünyaya benimsetilmelidir. Bu eğitim sisteminde milli, dini değerler yerine insancıl global değerler esas alınmıştır.

Zamanın gereklerini yerine getirebilen bir eğitim ideal eğitimdir. Yirmi birinci yüzyılın başında yirminci yüzyıla egemen olan çoğu değer önemini kaybetmiş, onların yerini yeni değerler almıştır. Eğitim sisteminde büyük bir sorun olan fen bilimleri eğitiminin en etkili nasıl verileceğidir. Fen Bilimleri genel olarak sayısal ölçümlerle doğayı anlamak olduğu için kültür farkları fen bilimi eğitiminde aşırı önem taşımaz. Örnek verecek olursak İngiltere’de en verimli şekilde fen bilimi öğretmek için kullanılan metot Türkiye’de kullanılsa yine aynı sonucu verecektir. Mesela eğitim sistemimizde sayısal dersler için sıkça kullanılan ezber yöntemi diğer ülkelerin kullandığı yöntemlerle karşılaştırılıp değiştirilebilir. Çünkü öğrenci çözümleyici bir basiret ile mantık yürütmeden anlamadan sadece ezberleyerek hafızasında tutuyorsa hiçbir şey öğrenmemiş demektir. Ezberlediği bu formülü çözeceği sorularda uygulamakta sıkıntı yaşar. Ancak bilindiği üzere her formülün altında bir gizem yatar ve temeline inip, formülünde gizemini çözülerek öğrenciye öğretilirse hem konuyu temelden öğrenmiş olur hem de defalarca tekrar yapmasına gerek kalmaz. Öğrencinin zihninin gelişmesini sağlayacak olan bu analitik öğretme metodu uygulanması gereken yöntemlerdendir.

Beşeri olan edebiyat, tarih, felsefe, sosyoloji gibi Bilimler eğitim sorununun diğer bir koludur. Öğrencinin dünyaya bakış açısını oluşturan ve dünya görüşünü yaratan bu bilimlerdir. Pek çok sosyal ve ahlaki değerler öğrenciye beşeri bilimler ile aktarılır. Öğrenci fen bilimleri, matematik gibi pozitif bilimlere ve insanlara, tabiata, yaşadığı ve karşılaştığı olaylara beşeri bilimlerin ona açtığı pencereden bakar. Yine eğitimde bilgilerin veriliş metodu öğrencinin ideal birey olması yada ideal birey olmaktan uzaklaşmasında en etkili unsurdur. Öğrenci bilgilerin aktarılış şekline göre bağımsız, yeni bilgiye kapalı yada yatkın, katı, bağnaz, esnek yada bağımlı olabilir.

Eğitimde ilk yapılacak şey öğrencinin yargılama ve bilincine güven duymaktır. Öğrencinin bağımsız olmasını sağlamak, öğretmenini taklit ederek onun aklıyla düşünmesini engellemek gerekir. Sosyal bilimlerde öğrencinin elinde bir formül olmadığı ve yüzde yüz doğrular nitelikte olmadığı için öğrenci verilen bilgiyi sorgulayabilir. Bu doğal bir süreçtir. Öğrencinin içindeki bu şüphenin devamlı olması bilginin dogmaya dönüşmesini engeller. Şüphe yinelenmezse bilgi mutlak bilgi olarak adlandırılmaya başlar. Böyle düşünen bir birey ileriki hayatında kendisi gibi düşünmeyenleri yanlış düşünüyor olarak kabul eder ve bilgi kapalılığına neden olur. Bu kişilerden oluşan bir toplumda ahlak ve hoşgörü alt sınırda olurken, ancak kanuna dayalı bir uzlaşma sağlanabilir.

Sosyal bilimlerdeki göreceli bilgi öğrenciye aktarılırken bilgilerin antitez versiyonlarını vermek gereklidir. Mesela kişiye komünizm öğretilirken, komünizmin zıttı olan kapitalizm de öğretilmelidir. Dinsiz bir insanın düşünce yapısı görüşleri ve yaşamı anlatılırken, dinin ve inancın insan doğasındaki yeri yaşam felsefesi de anlatılmalıdır. Bu bağlamda öğrenci seçim yaparak kendi kararını vermesi amaçlanır. Böyle bir eğitim sonucunda özgür bir ortamda olduğunu hissedebilen öğrenci bilincini geliştirirken aynı zamanda kendisinden farklı düşünen kişilere de seçim hakkı yapmasına olanak tanıyacaktır. Bu birey kendisinden farklı düşündüğü için birine düşman olmaz yada dogmatik bilgilerle hareket etmek gibi bir yola başvurmaz. Böylece birey daha insancıl, hoşgörülü, birlik beraberlik ve dayanışma yanlısı olmasını kendisine tanınan özgürlüğe borçludur.

Modern eğitimde önemli olan bir diğer konu ise insan kıymetinin ne kadar önemli olduğudur. İnsan kıymetinin korunduğu Semavi dinlerdeki tevazu ilkesi, tanrı karşısında insanın bir hiç olması gibi prensiplere dayanır. Örneğin Aristo’nun ahlaki ilkesinde savunulan; bireyin değerli ve ulu bir varlık olarak nitelendirilmesi ile bireyler arası hoşgörü, saygı ve sevginin artmasını sağlaması eğitimin bir ilkesi olarak düşünülebilir. Sonuç olarak bu, insanların kutsal varsaydığı nesne ve kavramların anlamını yitirmesi değerini kaybetmesidir. Çünkü insanın en yüce olarak kabul edildiği bir toplumda metafizik kavramlar önem kazanırsa insan bundan zarar görür.

İnsanüstü niteliklere sahip olduğu sanılan bir insan diğer tüm insanlara haksızlık eder çünkü ona göre en yüce si kendisidir. Ancak insanlar arasında üstünlük yoktur yani kimse kimsede üstün değildir. Üstünlük ancak alçak gönüllülükle sahip olunabilecek bir sıfattır fakat insan her konuda alçak gönüllü olamaz. Birey her konuda her şekilde iyi olamaz, birinde öndeyse diğerinde geridedir. İnsanın düşkünlüklerle donatılmış olması onun insan olduğunun göstergesidir. İnsan iyiliklerden ve kötülüklerden oluşur. Hata yapmak zorundadır.

Eğitimde ahlaki değerler anlatılırken ise ahlaki davranışların bir teoriden ibaret olmadığı en önemli husustur. Asıl olan pratiktir. Ahlak derslerinde ahlaka uygun davranış, konuşmalara sahip olmayan bir öğretmenin öğrenciye katabileceği hiçbir şey yoktur. Ancak ahlaki davranış ve tavırlara sahip olan bir öğretmen ders fark etmeksizin öğrencinin üzerinde olumlu etkiler bırakır.

Taklit ahlakından bahsedecek olursak; erdemli bir davranışı görüp ondan etkilenmek ve bu davranışı kişiliğini geliştirmede kullanmaktır. Etik pratikle ilgilidir. Ancak erdemli bir davranışı taklit ederek benzemeye çalışmak o davranışın tekrarlanması anlamına gelmez. Etik davranışı izleyen bir birey o davranışın özündeki kuralı hafızasına alır. Yani burada bahsedilen taklit hareketi görüp aynısını yapmak değildir. Etik davranışa sahip birinin izinden gitmekle o davranışa sahip olunmaz. İnsan iradesindeki etik kurala uygunluğu sonucu birey davranışa sahip olur yada olmaz. Bireyin sahip olduğu bu davranış yenidir ve benzeri bulunmaz. Sonuç olarak etik eylemler birbiri aynısı değildir fakat belli bir kurala bağlıdırlar. Ahlak eğitiminde öğrenciye etik kurallar çerçevesinde bir eğitim sunulmalı, yararcı ve taklit unsuru olan yetiştirme yöntemine son verilmelidir.

Modern eğitim hakkındaki bir diğer konu ise milletlerin kültürlerinin yakın iletişim içinde bulunduğu bu yirmi birinci yüzyılda, mili ve yerel değerlerden uzaklaşmamız ve global değerleri benimseme zorunluluğu içinde olmamızdır. Irkçı, kendi milli değerlerini diğerlerinden üstün gören ve diğer kültürleri küçümseyen eğitimi bırakmamız gerekmektedir. Ancak böylelikle kardeşçe ve barış içinde yaşayabiliriz. Eski zamanlarda dünyada yaşanılan savaş ve sorunları hatırlayarak farklı milletlerdeki insanlar arasındaki kötü tutumları beslemek insanın varoluş amacına ters düşmektedir. Yapılması gereken şey ise tarih kitaplarının barışçıl tarihçiler tarafından yeniden yazması dur. 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkiye İş Bankası Çağrı Merkezi Müşteri Temsilcisi Alımları Yapacağını Duyurdu! Son Başvuru 31 Temmuz'da!
Türkiye İş Bankası Çağrı Merkezi Müşteri Temsilcisi Alımları Yapacağını Duyurdu! Son Başvuru 31 Temmuz'da!
TEB, En Az Lise Mezunu Personel Alımı Yapacak! Başvurular Yarın Son!
TEB, En Az Lise Mezunu Personel Alımı Yapacak! Başvurular Yarın Son!